Milano-Nice gezisi:5.Gün Cannes-st.Paul de Vence

Dünkü güzel yolculuk ve akşamki harika Nice gezimiz sonrası otelimizde harika bir uyku çekmiştik.Otelin yanındaki küçük bakkaldan aldığımız üzümler bize bu bölgenin ne kadar verimli olduğunun ispatıydı.Ben fazla üzüm sevmem ama her gece bu bakkaldan taze üzüm aldım ve yedim.

Sabah kalvaltısından sonra hemen yola koyulduk.Navigasyon cihazına Antibes yazmıştık.Allah’tan cihaz bizi çevre yoluna atmadı,Promade des Angles ‘e çıkardı.İlk durak benzin istasyonuydu.Kredi kartı kullanmadığımız için benzin almamız yaklaşık 20 dk sürdü.Biliyorsunuz istasyonlarda çalışan pompacılar yok,kendiniz benzin alıp,ödemeye markete gidiyorsunuz ve siz gidene kadar kimse o pompayı kullanamıyor.Avrupalılar cidden bize göre çok sakinler,bizde olsa günde birçok sefer kavga çıkardı.

Promade,devamı olarak Cagnes sur Mer denen bölge boyunca ilerliyoruz.Havaalanı önünden geçen 2 şeritlik yoldan devam ediyoruz.Antibes sanırım 30 km ama trafik hiç kesilmeden devam ediyor.Yani sanki Nice ve Antibes birleşmiş gibiydi.

Bu yüzden 30 km bize 1 saat den fazla zaman aldı.Antibes güzel bir yer fakat uyarmak isterim çok kalabalık,sokakları çok dar ve park yeri çok az.Biz bu yüzden araba ile Antibes’i gezdik.Napoleon’un tutuklu kaldığı meşhur kalesini araba ile görüp devam ettik.

Yine aynı yoldan devam ederek Cannes’e girdik.Daha önce çevreyolundan girmiş ve o meşhur tonlarca trafik lambasını bulunduran Bulvardan geçmemiş olduk.Aracımızı Festival binasının  kapalı otoparkına çektik.Otoparktan çıktıktan sonra bizi kötü bir süpriz bekliyordu,Festival binası yani merdivenleri tadilattaydı:(Abimler Cannes’e ilk geldikleri için güzel bir fotoğrafı kaçırmış oluyorlardı ama aslında hiçbirşey kaybetmediler.Çünkü festival binası Cannes’in belkide en çirkin ve yakışmayan binası.

Festival binasından,Carlton Hotel yönünde sahilden yürümeye başladık.Hava sıcak ama kavurucu değildi,Önce sahilden Carlton

Hotel’e yürüdük,dönüşte ise mağazalar tarafından yürüyüp bizim klasiğimiz olan,festival binasının karşısındaki Roma Cafe’ye oturduk.Tatlıları her zaman gösterişli olan cafede tatlılarımızı yiyip Cannes’den ayrıldık,çünkü bizi Vence bekliyordu.

ROMA CAFE

Bu bölgenin bence büyüsü deniz-dağlar uyumudur.Harika sahiller ve şehirler,eğlence,manzara,lezzetli cafeler ve harika yürüyüş yolları barındırıyor,Dağlar ise bambaşka güzellikler taşıyor,manzara,temiz hava,tarih…

İlk gidişimde bende derin izler bırakan St.Paul de Vence yine çok güzeldi.Yine kalabalıktı ama bu kez kendimiz geldiğimiz için rahatça gezdik.Ara sokaklardaki güzellik,sanat galerilerinde eserler,arka yolda orda oturan insanların evleri herşeyi gezdik.Fransızların meşhur oyunu PETANGUE oynayan insanları burda rahatça izledik.Bu oyunu oynadıları giriş bölümdeki alanda bulunan dev Çınar ağaçları da görülmeye değerdi.İlk gelişimde almadığım yağlı boya tablomu bu kez alıp rahatlamıştım.Saint Paul de Vence eski zamanlarda ve deniz tarafından görünümü resmedilmiş ressam tarafından.

St.Paul de Vence’i de gezdikten sonra artık Nice’e dönme zamanı gelmişti..

Zamanımızı çok iyi kullandığımız için erken Nice’e gelmiş ve gittiğimiz yerleri güzelce gezmiştik.Yine gelir gelmez kendimizi denize attık,yarım saatte tüm günün tatlı yorgunluğunu atmış olmuştuk.Otele dönüp 1 saatlik dinleme zamanıydı.Akşam yemeğimizi daha önceki gelişimizde denediğimiz Eski Nice’de bulunan Le SAFARİ isimli restorant’da yicektik.

İlk gelişimizde yılbaşı için gelmiş ve eski Nice’i sıcak ve gündüz hallerini görememiştik,Kurulan çiçek pazarı,hediyelik eşya standları bence çok güzelmiş.Akşam ise restorantlar dolup taşıyormuş.Yanyana masalar sayesinde dev bir açık hava tavernası gibiydi.Atmaosfer cidden çok keyifliymiş.Le safari’ye ilk gelişimizde yer bulamamış ve rica minnet kışın,restorantın önünde kış bahçesinde yer bulmuştuk.Bu kez de akıllanmadık ve rezervasyon yaptırmadan gittik ve yine yer bulamadık:)Bu kez de rica minnet içerde yer bulduk.Sonuçta hem içerde hemde dışarda yemek yemiş olduk ama yanlış zamanlarda:)

LE SAFARİ

DAUBE

Restorantın içersi çok keyifliymiş,güzel dizayn edilmiş kalite ve samimiyet buluşmuş.Yemeklerde yerel yemek Daube de boeuf yedik yine.Faruk kalamar abimde steak yedi.Hepsi de harikaydı.Öğrendiğimiz bir ayrıntı oldu,raviole isterseniz raviole üstünde o harika daube eti geliyormuş,eğer direk daube isterseniz raviole biraz azalıp,et artıyormus.Makarna veyya et sevenler neyi daha çok sevdiklerine göre karar versin çünkü Daube isterseniz harika ama eti çok bitirmez zor:)

Yemekten sonra tatlılarımızı yiyip bu güzel restorantdan bir kez daha ayrılıyorduk.TAVSİYEM KESİNLİKLE DENEYİN LE SAFARİ’Yİ

Otobüs ile dönme kararımız sonucu Massena meydanına indik ve gençlerin dans gösterilerini izledik

.Lafayette önündeki duraktanotobüse bindik ve Nice ‘in arka mahallelerini bile gezerek (biraz korku içinde:) otelimize ve bakkalımıza ulaştık.Güzel bir geçirmiştik ertesi gün,Gündüz Benim favorim Jean medicin caddesine gidicek ,akşamüstü iste Villafrance,Eze(fragonard fabrikası)ve muhteşem Monako gezimizi yapıcaktık.Dinlenmemiz lazımdı hemen uyduk.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fiyortlar ve Norveç :Geleneksel gemi gezimiz

Artık geleneksel hale gelmiş olan gemi gezimizde bu yılki rotamız Fiyortar yani Norveç’ti. 10 kişilik kalabalık aile topluluğumuzun en küçüğü tabiki Emir’de ekipte yer aldı.Gemimiz yine MSC filosunda yer alan Orchestra isimli gemiydi.Daha önce yolculuk yaptığımız Magnifica ve Preziosa kadar büyük,yen, ve etkileyici olmasa da büyük salonları ile göz kamaştırıyordu. Tur operatörlerinin son Fiyortlar turuna […]