Uzak Doğu: Bangkok -Pattaya- Hong Kong -Singapur

 

Dubai aktarmalı İstanbul-Singapur-Bangkok seferimizi Singapur Airlines ile yaptık.

Singapur havaalanında sıvı taşımak yasak.Zeminin tamamı halı ve çok büyük bir alan.

Bangkok,doğunun Venediği,kanallar ülkesi

Otelimiz: Century Park Hotel 4 yıldızlı. Eski ama güzel bir otel

Bangkokta hava çok nemli.Tropikal iklim.Yağmur yağarken bile hava çok sıcak.

Çok büyük bir şehir.Ülke nüfusu 65.000.000

Yüz ölçümü,Türkiyenin 2/3ü kadar

Çiftçi memleketi

Uçaktan iner inmez kanallar turu yaptık.Para bozdurma büfelerinde yerel para birimi Baht aldık. 1 dolar yaklaşık 40 baht. Kanallarda 2 çeşit tekneye bindik.Küçük bir tekne bizi büyüğüne götürdü.Büyük teknede bizler için hazırlanmış tropikal meyvelerden yedik ve meyve sularından içtik.Kanallar çok güzel fakat su çok pisti.Bambu ağaç yaprakları yüzüyordu.Ana kanaldan geçerken Wat Arun Tapınağı dahil güzel binalar ve oteller gördük.Ara kanallara girdiğinizde tipik Tayland evlerini görüyorsunuz. Dar kanallarda evlerinin önünde o pis suda çamaşır yıkayan teyzeler ve yüzen küçük çocuklar görüyorsunuz.Türkiyedeki boğaz turu ve Budapeştedeki nehir turundan sonra çok vasat ve zayıf ama bu medeniyeti tanımak açısından çok önemli ve yapılması gereken bir tur.Bu kanal turuda dahil olmak üzere tüm gezi boyunca rehber çok önemli.Bizim rehberimiz Ferda Bey bölgeye ve kültürüne çok hakim,senelerdir bu bölgede rehberlik yapan iyi bir rehberdi.

Meyvelerimiz yedikten sonra küçük kanallardan birinin sonunda kutsal sayılan balıklara ekmek verdik. Kutsal sayıldıkları için avlanmayan kocaman balıklardı. ve bunları besleyebilmek için önceden rehber bize ekmek dağıttı.

Kanal turumuzdan sonra bize rehberimiz bir süpriz yaptı. ve böylece tüm yol yorgunluğumuzuda aldı. Bizi Tai masajı yapan bir merkeze götürdü.Öncelikle şunu bilmelisiniz,İstanbulda en az 100$ a yaptırdığınız tai masajından çok daha güzelini burada sadece 10$ a yaptırıyorsunuz. 2 kişi bahşiş dahil 25$ ücret ödedik. Masaj öncesi rahatlamak için özel fincanlarda yeşil çay ikram edildi.Vücudu rahatlatması içinmiş.Daha sonra eşimle bize masaj yapıcak olan 2 taylandlı bayan bize odalarımıza kadar eşlik etti. Önce bez kıyafetler verdiler üzerimizi değiştirdik. Daha sonra ayaklarımızı yıkadılar özel baharatlı bir suyla.Ve 1 saat süren harika masajımız 1.50cm.lik boylarıyla bayanların bizi havaya atıp tutmasıyla son buldu.Bangkoka giderseniz bu masajı kesinnlikle deneyin.

İlk gün akşamı bizi dünyaca ünlü Sea Food Restorant bekliyordu.”If it swims,we have it” (yüzüyorsa bize vardır) sloganıyla meşhur bu restorant gördüğüm en büyük balık restorantıydı. 3 migros büyüklüğünde düşünebilirsiniz.Restoranta girince market sepetlerinden bir tane alıyorsunuz ve en dipteki ürün tezgahlarına gidiyorsunuz.Dipteki bu tezgahlarda balıklar karidesler ıstakozlar mideyeler ve aklınıza gelebilcek denizden çıkan her şey ve her tipi ve sebzeler,ekmekler var. Buradan istediğiniz ürünleri alıp poşetleyip sepetinize atıyorsunuz.Daha sonra kasaya gidip aldıklarınız için ödeme yapıyorsunuz.Siz masanıza geçerken ,sizinle ilgilenicek garson gelip sepetinizi alıyor ve hangi ürünü nasıl ymek istediğinizi,nasıl pişirilmesini istediğinizi soruyor.İsteklerinizi söyleyip masanıza geçiyorsunuz.Restorantın mutfak kısmı açık camlı bölmeyle ayrılıyor. içerideki onlarca ahçıyı görebiliyorsunuz.Ve pişen yemeklerinizi afiyetle yiyorsunuz.İşte bu da Bangkokun 2. olmazsa olmazı.

İlk günümüz bu farklı dünyada çok hızlı başlamıştı.Otele geldiğimizde 1 gün içinde yeni bir dünyada birçok şey yaşamıştık bile.Size bir uyarı!! Uzakdoğu turu yapıcaksanız uykuyu unutun.Neden mi? 2.gün buluşma yani kahvaltı saat 6.30da 🙂

2.güne başlamadan size bir uyarı daha!!Bangkokta gezerken şunu unutmayın,İstanbul trafiği Bangkoktan çok daha iyi 🙂 Dünyanın en yoğun ve karışık trafiklerinden bir tanesi.Trafik saatlerini bilmiyorsanız rehberin tavsiyelerini mutlaka dinleyin.

2.gün tapınaklar bölgesi ve kraliyet sarayı turumuz vardı.Sabah erken kalkmamıza rağmen trafik sebebiyle ancak 11de bölegeye ulaşabildik.Yolda rehberimiz Buda ve hikayesini anlatmıştı.Masal dinler gibi geldiğimiz için yolun ne kadar uzun sürdüğünü anca saate bakınca fark ettik.Eşim ise uyumuştu. 🙂 Budanın sarayda geçen hayatı,sonra bir gün saray dışına çıkıp halkın sefaletini görünce üzüntüden saraydan kaçışını ve semasını anlatan bildiğimiz hikaye.

Bu ülkede her evin önünde kraliyet flaması,kral ve kraliçenin resimleri ve buda heykeli var.Dinlerine ve milliyetlerine çok düşkünler. Tapınaklar bölgesindeki Wat Arun Tapınağı bence en müthişi.Altın buda ,zümrüt buda heykelleri de ilgiyle geziceğiniz yerler. 40metre uzunluğundaki altın buda (yatan buda) çok çok ilginç. Ayrıca burada masaj üniversitesinide geziyorsunuz. Okulun duvarlarında insan vücudu resimleri üzerinde önemli noktalar ve hangi noktalara dokunarak hangi rahatsızlıkların iyileştirilebileceğiyle ilgili çizimler var.

Akşama kadar o tapınak senin bu tapınak benim gezdik.Tarihteki olaylar,onların nasıl resimleştirildiği ve simgelendiğini gördük dinledik.Tapınaklar bölgesiyle birlikte artık bizde bu kültürü içimizde hissetmeye başladık.

Kraliyet sarayı ise yemyeşil tertemiz harika bir bölge.Burada bir önceki kralın intiharı hakkında bilgiler aldık. Yeni kralla ilgili bilgiler edindik.

Filler bu bölgenin sembolik hayvanları.Ülke filler ülkesi aynı zamanda.Kralında koruyucusu aynı zamanda. Maymunlar ise iyi ve kötü olarak 2ye ayrılmış.Yarı insan yarı maymun heykelleri var.Wat Arun Tapınağında kolonları sırtlamış maymunlar var.Bu ülkeyi,kraliyeti sırtlamışlar anlamında.Yüzü gülen maymunlar iyiler ve koruyucular,yüzü asık olanlar ise 2.Ramayı kaçırmaya çalışan kötüler olarak simgelenmiş.

Bu arada Zümrüt Budanın 3 tip kıyafeti var.Yaz-kış-bahar kıyafetleri.Mevsime göre üzerindeki altın kıyafet değiştiriliyor.Biz baharda gittiğimiz için yarı açık bir kıyafet vardı üzerinde.Zümrüt buda ve tapınağı görülmesi gereken enfes yerlerden biri.

2.günün akşamı Patpong gece pazarı turumuz vardı.Bangkokla özdeşleşen bu gece pazarında bence çok fazla birşey yok ama bir kere gidilip görülebilir.Oranın halkıyla,kültürüyle içiçe geçmek için bir fırsat.Pazarın çevresinde gece kulupleriyle çevrili.Bize içeri girip izlemedik ama söylendiğine göre çocuk yaştaki kızların danslı gösterileri varmış. Gece pazarında 5-10 dolarak inanılmaz güzel yağlıboya tablolar satılıyor.3-5 tane alın bence.

3.gün yüzen çarşı turu için yine sabah 06.00da uyandık.Yol üzerinde ilk önce hindistancevizi çiftliğine ,daha sonra teak ağacı atölyesine uğradık.Hindistancevizi çiftliği bize çok orjinal geldi. 50cm uzunluğunda mısır koçanına benzeyen hindistancevizlerini ilk kez burada gördük.Hindistancevizinin sütünden yapılmış şekerler çok güzel.Biri devamlı bir kenarda bu şekeri kaynatarak yapıyor,başka biri ise size istediğiniz kadar ikram ediyor.Gerçek hindistancevizi yağını şişelere doldurarak satıyorlar.Hediyelik bişeyler almak isterseniz burası cok uygun. Hindistancevizinden yapılmış yağlar ve hindistancevizi kabuğundan yapılmış hediyelik eşyalar gerçekten orjinal hediyeler olacaktır.

Bir sonraki durağımız Teak ağacı atölyesiydi.Burada enfes oymalı tablolar ve mobilyalar gördük.Ağacın nasıl işlendiğini izledik.İnsanın buradan ayrılası gelmiyor.Herşeyin çok ucuz olduğu bu ülkede ilk kez burası pahalı geldi.En küçük oyma tablolar için bile binlerce dolar istiyorlar.

Atölyeden sonraki durağımız kobra show izleyeceğimiz yerdi.Ufak bir anfi tiyatro şeklinde düzenlenmiş bir salona girdik. Öncelikle birçok yılanın yaptığı gösteriyi izledik.Daha sonra bir adamın 3 kobra yılanıyla yaptıklarını şaşırarak izledik.Ve son olarak da bir kobra yılanını kafes içindeki bir gelinciğin yanına attılar ve onların mücadelesini izledik.Bizim tahminimizin aksine gelincik yılanı neredeyse parçalıyordu.Böylece gelinciklerin yılan yediğini öğrenmiş olduk.Gösterinin sonunda karizması çizilmiş yılanıda kafesten çıkardılar.

Buradan sonra yola karadan değil,Bond adı verilen,pancar motoru takılı,dar ama uzun teknelerle kanallardan devam ettik.Devrilmemesi için sağlı sollu eşit aralıklarla oturmamız gerektiğini ve çok kımıldamamamız gerektiğini öğrendik. Daracık kanallardan süratle geçerek yüzen çarşıya geldik.

Yüzen çarşı Bangkokun 3 sembolunden biri.Birbirine bağlanmış tekneler üzerinde büyük bir platformda satıcıların olduğu yüzen bir adacık.Bölgeye özel bir çok hediyelik eşya var.Buranın en keyifli kısmı pazarlık!! 🙂 Yerel satıcılarla pazarlık ederek alışveriş yapıyorsunuz.Genellikle söyledikleri fiyatın yarısına alışverişi tamamlıyorsunuz.Ama pazarlık yeteneğinize bağlı olarak daha ucuza da alabilirsiniz. Bu size kalmış.Söylediğiniz fiyatı çok düşük bulurlarsa arkanızdan bağırarak kaçıyorlar.Bazende az söylemenize rağmen fiyatı beğenirlerse siz almasanız bile peşinizden koşturup kolunuzdan çekiştiriyorlar.

Dönüşümüz akşam saatlerine kalmıştı.Akşam saatleri trafiğin bir felaket olması sebebiyle bizde şehre giremedik.Son bir enerji Bangkokun en büyük alışveriş merkezi olan Siam Paragona gittik. 5 tane Akmerkez büyüklüğündeki bu alışveriş merkezinin her yerini gezip bitirmemiz mümkün değildi.Bizde yemeğimizi yedik.Birazcık dolaştık ve otelimize döndük.

Bir dakikasını bile boş geçirmediğimiz Bangkok turunda son günümüzdede yine sabah 06.00da uyandık.Bugünkü son durağımız:Pattaya. Kahvaltı sonrası otelimizden ayrıldı.İlk durak:Timsah Çiftliği. Bu çiftlik bünyesinde yaklaşık 60.000 timsah barındıran aslında bir timsah koruma merkezi. Uzun sopaların ucuna bağlı iplerde sallanan bütün tavuk parçalarıyla timsahları besledik. 🙂 Sonra çiftlikte bulunan büyük kaplanla fotoğraf çektirdik.Daha sonrada yavru kaplanı kucağımıza alıp ellerimizle süt içirirken fotoğraflarımızı çektirdik.İnanılmaz bir keyif ve deneyimdi.Çiftliğin girişinde yanımızda oturan ayı gerçek mi değil mi anlayamamıştık,oturduğu yerden kalkana kadar 🙂

İstemeye istemeye ayrıldığımız timsah çiftliğinden sonra Pattayaya gitmek için yola çıktık. Pattayaya girişte öncelikle kralın mücevher fabrikasına gittik.Burada büyük elmaslar ve değerli taşları gördük.Fabrika müdürünün Türk olması bizi çok şaşırttı ama bu sayede yapılan tanıtımların türkçe olması bizi memnun etti.Bizim için hazırlanan salonda dev ekranda değerli taşların oluşumu ve işlenmesiyle ilgili türkçe bir film izledik. Fiyatlar Türkiyeye göre çok uygun.Bu bölgenin elmas ve incisi daha meşhurmuş.Bizde tabi bu fırsatı kaçırmadık.Buradan alışverişimizi yaptık.Eşim bana inci bir set aldı. 🙂

Pattaya çok güzel ve şirin bir yer.Ancak bizim gittiğimiz sonbahar mevsimi olarak ölü bir sezondaydı.Bana Bodrumu Gümbeti hatırlattı.Mutlaka yazı çok güzeldir.Pattaya gezimiz sonunda akşam yemeğimizi burada yemeye karar verdik.Mücevher fabrikası müdürü Can Beyin ve eşinin Pattayada çok şirin bir Türk lokantaları var.İnanın Türkiyedeki gibi kendi yemeklerimizi burada Taylandlı ahçıların elinden yedik.Herşey harikaydı.Süzme mercimek çorbasından,kuru fasulye pilava,tas kebabından tatlıya kadar.Gece 01.00 gibi otelimize döndük.Yarın bizi Hong Kong uçağı bekliyordu.

Sabah uyandığımızda güzel olan hava havaalanına geldiğimizde biraz bozmuştu.Artık son bekleme alanında kapıların açılmasını beklerken,televizyonda Hong Kong ve Kuzey Çin Denizindeki fırtına ve tornadoyu CNN veriyordu.Eşimin uçak korkusu geçmemişti bide üzerine bu haberle heyecan ve korkuyla uçağa bindi.Neyseki Allah yardım etti.Çok fazla sallantı olmasına rağmen eşim rahat bir şekilde yolculuğunu yaptı.

Hong Konga akşam saatlerinde indik.Ada havaalanı çok orjinaldi.Denizin üzerinden piste iniş yaptık.Eskiden şehrin içinden evlerin arasından geçerek iniş yapıyormuş uçaklar.Bu tehlikeli durumdan kurtulmak için yeni havaalanı bir adaya yapılmış.Uçaktan inince otobüslerimize bindik ve kara yoluyla Hong Kongun karasına bağlandık.

Şimdi Hong Kong zamanı 🙂

Hong Konga indiğimizde hemen otelimize gitmek yerine panaromik şehir turumuza başladık.Hong Kong küçük bir yüzölçümüne sahip, 2 parçadan oluşan (Hongkong Adası ve Kawloon Anakarası) bir ülke. İngiliz hakimiyetinde yaşamış,eskiden Çine bağlı olan bu ülke, şuan iç işlerinde bağımsız bir yapıya kavuşmuş.Hong Kong limanı yıllarca doğu ticaretinin yıldızı olmuş.

Daha otobüsle gezerken dikkatimizi yüksek binalar ve inanılmaz ışıklandırmaları çekti.Hong Kongta sahil kısmında binaların dış ışıklandırılmalarının yapılması ve yakılması zorunluymuş.Elektrik faturası devlet tarafından ödeniyor.Durum böyle olunca manzarayı bir düşünün.

Biz ilk olarak Victoria Tepesine gittik.Burasu tüm Hong Kongu gören en yüksek tepe.Ve Hong Kongta görülmesi gereken 2 yerden birisi. Diğeri ise ertesi akşam yemekli tekne turumuzu yaptığımız Liman Bölgesi. Victoria Tepesine 2 şekilde ulaşılıyor. Biri kara yoluyla diğeri ise raylı sistemle.Çok dik yaklaşık 45 derecelik bir eğimi var.Biz gece olduğu ve sis olabileceği için otobüsle çıktık. Birazda vakit kaybetmemek için.Tepeye mutlaka çıkın ve fotoğraf çektirin.Orada çekmek için bekleyen profesyonellerde var.Hemen fotoğrafınızı çekip basıp veriyorlar. Tepede birçok restorant var.Eğer ördek yemek isterseniz biz tavsiye üzerine Zen Restoranta gittik. Nefisti tavsiye ederim.

Victoria Tepesi ve panaromik şehir turumuzdan sonra Harbour View Hotele yerleştik.Merkezi ve temiz bir oteldi.Ertesi gün bizi gündüz Eski Hong Kong Liman ve Okyanus Parkı turu,akşam ise yemekli tekne turu bekliyordu.

Sabah kahvaltıdan sonra otelden ayrıldık.Victoria Tepesini birde gündüz gözüyle görmek için tekrar tepeye çıkıp fotoğraf çektik.Gecesi ayrı gündüzü ayrı güzeldi. 40 katlı binalar ufacık kalıyor buradan bakınca. Yer yokluğundan 30-40 katlı binaların çatılarında futbol veya basketbol sahaları var.Hong Kongta müstakil villa pek yok. Biz 2 tane gördük. Bir tanesi çok zengin bir iş adamına aitmiş. Diğeri ise Jackie Chan’e. 🙂

Sonraki rotamız eski Hong Kong Limanı.Eski limanı hiç bozmamışlar.Eski tekneler duruyor. Hatta bu teknelerden ev yapmış içinde yaşayan insanlar var.1 saat kadar bu eski teknelerin arasında sanki 100 yıl öncesini yaşıyormuş hissi yaşadık.Turun sonunda sonradan yapılan toplu konutların ilk örneklerini ve milyonluk sunseeker tekneleri görerek şimdiki Hong Konga döndük.

Limandan ayrıldıktan sonra Ocean Parka gittik.Buraya ulaşabilmek için uzun bir teleferik yolculuğu bizi bekliyordu.Dünyadaki en uzun teleferik hattıymış.Eşim yine çok korkmuştu.Çok uzun ve çok yüksek ama bir o kadarda harika manzaralı 20 dakikalık yolculuğumuz sonunda parka ulaştık. Ocean Parkta dünyanın en büyük akvaryumlarından biri var. Biz yaklaşık 2 saatte dolaştık. 6 katlı akvaryumu serin serin gezmek Hong Kong sıcağından sonra bize çok iyi geldi. Akvaryumun dışında kalan açık alanlar yemek ve eğlence alanlarıyla dolu.Okyanusun üzerindeki roller coster inanılmazdı ama biz ne olur ne olmaz diyerek binemedik.Parktaki flamingolar ve pandalarla fotoğraf çektik,yemek yedik. En son olarakta havuz başında yunusların, fokların ve deniz aslanın yaptığı  showu izleyip adadan ayrıldık.

Otele döndüğümüzde akşamki tekne turuna kadar otelde dinlenmek yerine dışarı çıkıp Hong Kongu gezmeyi tercih ettik.Gündüz yerel halkın arasına karıştık.Hong kong elektronik cenneti ama buradan almayın.Herşeyin çok iyi yapılmış taklitleri bulunuyor.Eğer gezinizin devamında Singapura gidecekseniz alışverişinizi oraya saklayın.

Tekne turu Budapeşte ve İstanbulla beraber en iyi 3 gece tekne turu.Buradakinin özelliği yemekli olması.Şık bir restorantı var ve yemekler açık büfe.Herşeyden bol bol var.Sonra üst kata çıkıp ister açık ister kapalı mekanda Hong Kongu izliyorsunuz. Işık şovu saat 20.00de başlıyor. Kahvenizi alıp manzaranın keyfini çıkartabilirsiniz.Budapeştede tarihi yapılar ışıklandırılmıştı.İstanbulda yalıların ve köprülerin ışıkları var.Hong Kongta ise 40 katlı gökdelenler ve özel yapılar ışıklandırılmış ancak ışıklar sabit değil hareketli.Devamlı renk ve şekil değiştiren ışıklar harika bir ambiyans oluşturuyorlar.Mutlaka ama mutlaka gidin.Özellikle HSBC binasını fotoğraflayın. Hem yapı olarak çok güzel, hemde Hong Kongun en yüksek binası.Hong Kong,Monaco tarzında bir şehir ama Hong Kong bence daha etkileyici.

Ertesi gün son durağımız olan Singapura gitmek üzere otelden ayrıldık.Sorunsuz bir uçak yolculuğu sonrasında havaalanına indik. İstanbuldan gelirken İstanbul-Singapur-Bangkok hattıyla geldiğimiz için bu Singapur havaalanına ikinci gelişimiz.Hiç araştırma yapmadan geldiğimiz bu ülkeyi Hindistan benzeri diye düşünerek ne kadar cahil olduğumuzu,havaalanı çıkışında sıra sıra dizilmiş son model mercedes taksileri görünce anladık.Bangkokta yıllık kazanç ortalama 600$ iken,Hong Kongta 40.000$,Singapurda ise 60.000$a kadar çıkıyor.Tabi bu durum ülkenin yer yerine yansımış.Tertemiz sokaklar ve çok şık insanlar.Öğreniyoruz ki: Singapur bir şehir devleti.Bazı sert kuralları var.Örneğin yolda sakız çiğnemek yada elele sarılarak dolaşmak yasak. Şantiyelerden çıkan inşaat arabaları öncelikle yıkanıyor.Böylece yolları ve sokakları kirletmiyor.

Singapurda 4 farklı ırk beraber yaşıyor. Malezyalılar,Hintliler,Pakistanlılar ve Singapurlular.Halkın %42.5 budist, %14.9 müslüman, %14.6 hristiyan,%8.5 taoist ve %4 hindu imiş.

Orchard Road en meşhur caddeleri.İnanılmaz gelişmiş bir yer aldı sistemleri var. Metro çok gelişmiş.Yol üzerinde yolcu indirmek bindirmek,araç park etmek yasak.Araç parklarını yer altındaki otoparklara yapıyorsunuz. Taksiler ise yoldan yolcu almıyorlar.Sadece otellerden yada alışveriş merkezlerinden sıraya girerek taksiye binebiliyorsunuz.Bomboş geçen taksilere ne yapsanız yolda durmuyorlar.

Biz Singapurda 1 gece kaldık.Ertesi gün dönüş uçağımız vardı. Otelimiz Carlton Hoteldi.5 yıldızlı çok güzel bir oteldi.Dünyanın en iyi oteli seçilen Raffles Hotelle karşı karşıyaydık.O otelide gezdik, tavsiye ederim.

Singapurda yapılacak 3 şey:

1.Elektronik alışveriş

2.Sentosa Adasına gitmek

3.Gece safarisi

Biz bu 3 aktiviteyi de yaptık.Elektronik güvenilir ve ucuz.

Sentosa Adası harika bir eğlence adası.Bahçeler,hayvanlar ve teleferik yine olmazsa olmaz.O zaman bizde olmayan ama şimdi alışveriş merkezlerinde olan 5 boyutlu sinema vardı.

Gece safarisine ise mutlaka gidin.Bilirsiniz safaride görmek istediğimiz hayvanlar genellikle gece avlanır.Yani esas hareket gece olur.Burada hayvanları gece kendi doğal ortamlarında ve çitler olmadan çıplak gözle izliyorsunuz.Biz turumuzu oyun parklarındakine benzer açık trenle yaptık.Hayvanlarla aramızda görmediğimiz gizli derin hendekler varmış.İnsanlara zarar vermeyecek tilki,geyik ve ufak domuzlar siz gezerken yanınızdan geçiyor. Trenden sonra geri kalan kısmı yürüyerek geziyorsunuz.Sessizlik içinde sadece hayvan seslerini duyarak karanlıkta ay ışığı altında yürüyorsunuz.Gerçekten de yabani bir ormanda korunaksız olduğunuzu hissediyorsunuz.

Son günümüzde Singapurun simgesi olan deniz aslanı heykelinin olduğu şehir merkezini gezdik.Elektronik alışverişimizi yapdık.

Uzakdoğu,her zaman dönmek isteyeceğiniz ve özellikle ilk yıllarda durup durup aklınıza gelerek sizi çağıran bir yer.Ayrı bir dünya,ayrı bir medeniyet. Mutlaka gidin ve görün.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fiyortlar ve Norveç :Geleneksel gemi gezimiz

Artık geleneksel hale gelmiş olan gemi gezimizde bu yılki rotamız Fiyortar yani Norveç’ti. 10 kişilik kalabalık aile topluluğumuzun en küçüğü tabiki Emir’de ekipte yer aldı.Gemimiz yine MSC filosunda yer alan Orchestra isimli gemiydi.Daha önce yolculuk yaptığımız Magnifica ve Preziosa kadar büyük,yen, ve etkileyici olmasa da büyük salonları ile göz kamaştırıyordu. Tur operatörlerinin son Fiyortlar turuna […]